Kayan Yıldızlar Diyarı 3

KORKUNÇ ANILAR

      “Eeeğee…” çok sıkılmıştım. Saatlerdir bu çocukla oturmuş, birbirimize bakıyorduk. O ağlamaklı gözlerle, bense bıkkınlıkla. “eğğeee…” dedim tekrar, böyle boş boş oturmak istemiyordum. (Bana göre değildi.) Birkaç dakika daha bakıştıktan sonra ayağa kalktım. Ben ayağa kalkınca, o da başını kaldırdı. Yürümeye başladım. Bir o yana bir bu yana yürürken, o da benimle göz temasını kaybetmiyordu. 

    Oturdum. Bu sefer miniğe bakmaya koyuldum. Bizim rengimizden daha açık bir rengi vardı. Küçük gözleri, resmen bir havuzun içinde yüzüyordu. Ağzını buruşturmuş, ağlamamak için kendini zor tutuyormuş gibi görünüyordu. Üstelik göz temasını bir saniye bile kaybetmeden, gözlerimin içine bakmayı sürdürüyordu.

    Bir saat önce yaptığım gibi tekrar konuşturmayı denedim. “Sen çocuk değil misin?” dedim. “Çocuklar konuşur. Hem de durmadan! Ben çocukken bir saniye bile konuşmadan duramazdım. Ablam bir kere…”

    “Sende mi çocuktun.” Zor duyulan bir ses, ablamla yaşadığım bir anıyı anlatırken sözümü kesmişti! Kimsenin bunu yapmaya hakkı yoktu. Yoktu ve… bir dakika… “ee… şey” dedim, küçük yıldıza şaşkınlıkla bakarken. “Az önce sen mi konuştun” bu sefer kesin ağlar diye düşündüm. Havuzda yüzen gözleri, artık denizde yüzüyordu. Ama ağlamadı.

    Hayretle sordum, “sen hiç ağlamaz mısın? Çocuk dediğin ağlar, zırlar. Bir keresinde Ay dedeyi üzdüğüm için ablam bana…” 

     “Sen Ay dedeyi nereden biliyorsun?” gördüm! Gördüm işte! Hareket etti. Çocuğun ağzı hareket etti! Saatlerdir konuşturmaya çalışıyordum. Meğer anılarımı anlatmam gerekiyormuş. Çok normal karşılık vermeliydim. Yoksa yine ağlamaklı olurdu.

     “Bir zamanlar ay dedenin üstüne çıkar, hoplayıp zıplardım. Ay dede iyi günündeyse bana bir şey demez, ama o gün başka haylaz çocuklar gelip onunla dalga geçtilerse ve bir hayli kızgınsa, ablamı çağırırdı. Aslında biliyor musun? Ablam bende bir yaş büyüktür. Ama patronluk taslayıp durur-du. Artık taslayamaz çünkü artııııık, buradayım. Burası harika bir yer!” Buraya kadar beni ağzı açık dinlemişti. İlgisi madem bendeydi, devam ettim.

 “Acıktığında açık büfeye gidiyorsun, üstelik her zaman açık! Sıkıldığında spor yerine gidebiliyorsun ve daha birçok şey… Hepsini anlatmıyorum çünkü saymakla bitmez. Merak etme bir gün sende bu…”

     “Bende mi bir gün buraya gelebileceğim?” o kadar zor duyuyordum ki ona yaklaşmak zorunda kalmıştım. Sorusuna mutlulukla ve hayretle cevap verdim. “Elbette bir gün buraya geleceksin. Büyüdüğünde yıldız tozu konseyinden sana bir mektup gelecek. Ve yıldız tozuyla buraya geleceksin. Hem neden bu kadar şaşırdın ki, sana bunu yukarıda anlatmış olmalılar.” Cevap beklercesine ona baktım. Ama cevap vermedi. Hala çok şaşkındı.

    “Şey…” dedi fısıltıyla. “Bana buradan hiç bahsetmemişlerdi” duyduklarıma tek kelimeyle inanamıyordum. Ona buradan söz etmemiş olamazlardı. “Nasıl yani” dedim. “Hiç akrabaların falan mektup alıp, ben gidiyorum, sende büyüğünce gelirsin demediler mi?” bana boş gözlerle bakmayı sürdürüyordu. Bu da sanırım: hayır anlamına geliyordu. “Eh, o zaman yukarıda çok büyük bir sorun var.” Dedim. Bana hala boş boş bakıyordu. Çok gıcık oldum ve bende ona karşılık olarak boş boş bakmaya başladım.

      “Sana bir şey anlatabilir miyim?” dakikalar sonra, o zor duyulan sesi tekrar duydum. Zafer kazanmış bir edayla başımı salladım. Biraz bekledi. Bekledi. Bekledi. (Acaba ne zaman anlatacak) burnunu çekti ve anlatmaya başladı.

     “Senin yukarı dediğin yer sanırım benim yaşadığım yer oluyor. Ve şunu söylemek isterim ki hayatımda hiç mektup alan birini görmedim. Sadece kaybolanlar vardı. Bizden biraz büyük olan kişilere, onların nereye kaybolduğunu sorunca, bize kızıyorlar, kızmakla kalmayıp, eğer bir daha bundan bahsedersek bizi ölene kadar döveceklerini söylüyorlardı.

     Ay dede onlara kızınca, onlarda Ay dedeyi rencide etmeye başlıyorlar. Sende küçükken ay dedeyle dalga geçenlere tanık olmuşsun. Ama eminim bizimkilerin yaptığı kadar dalga geçenleri görmemişsin dir.

    Senin ablan vardı değil mi? (Aslında benim hem abim, hem de ablam var. Ama çocuğun sözünü kesmemek için söylemedim.) Benim de abim var. Benden iki yaş büyük. Arkadaşlarıyla konuşurken, neden hala mektup gelmedi gibi şeyler söylediğini duydum. Yalnız kaldığımızda ona duyduklarımın ne anlama geldiğini sorunca, bana çok kızdı. Bir daha onu gizli gizli dinlersem beni hapse atacağını söyledi. Oysa ben… oysa ben, onu gizli gizli dinlememiştim. Sırf bu utanılacak bir şeyse diye arkadaşlarının önünde sormamıştım. Ama utanılacak bir şey değilmiş. Sen söyleyince anladım…

     Ben hapisten çok korkarım. Bir gün arkadaşım, bulmaması gereken bir şey bulduğu için onu oraya attılar. Hapiste tam üç hafta kaldı. Çıkınca, üstünde kesikler ve morluklar vardı. Çok korkmuş görünüyordu. Ona sorular sorduğumuzda, ağzından tek bir kelime çıktı. Yemek…

    Haftalar sonra, hapiste işkence etmekle kalmayıp, haftada bir kez su verdiklerini ve orada yemek diye bir kelimenin olmadığını duydum. Ve sanırım arkadaşımın bulduğu şey bir kâğıt parçasıymış…

    Ay dede ise çok iyi biridir. Kendimi kötü hissettiğimde onun yanına giderim. İçimi rahatlatır ve benim çok uslu bir çocuk olduğumu söyler. Bazen bir önceki nesiller böyle değil diye bir şeyler geveler. Ne dediğini sorduğumda bana acı acı gülümser ve hikâye anlatmaya koyulur. Onun hikayelerine bayılırım…

     Bir gün yine onun yanındayken, bu olayların sona ermesi gerektiğini söyledi ve bir kraterinin içi birden çukur oldu. Bana, “bu bir geçit, bu geçit seni Dünya’ya götürecek. Bir adaya. O adada sana benzer yıldızlar olacak. Belki de biraz daha büyük hallerin… neyse. Önemli olan, orada en güven duyduğun yıldıza, burada gördüklerini anlat." Dedi ve beni uğurladı. Şahsen, bu kadar büyük olduğunuzu düşünmemiştim… ve, çok fazla yıldız var... O yüzden çok korkuyorum…”

   Söylediklerinin çoğunu duyabilmek için kulağımı kabartmak zorunda kalmıştım. (Resmen fısıldıyordu.) Bazen ağlamaklı oldu, bazen oturduğu yere sindi, bazen de gözleri büyüdü. Hatta bazen, sesinde biraz mutluluk sezdim. Bu, Ay dedeli kısımda oldu. 

   O, konuşmayı bitirdiğinde, bir süre konuşamadım. Dilim tutulmuştu. Bunlar gerçek mi diye düşündüm. Hatta bunların, dedenin altından çıkan bir şaka olduğunu da düşündüm. Ama hiçbir bebek yıldız rolünü bu kadar iyi oynayamazdı. O yüzden bu şaka olayını pek fazla düşünmedim. Onun yerine, duyduklarımla ne yapmam gerektiğini hakkında kafa yordum. 

   Dilah’la hiçbir şekilde iletişim kurmak istemiyordum. Başkalarına söylesem, kesinlikle “güzel şaka Arse, ama benim bunlara ayıracak vaktim yok” derlerdi. Zaten epey afallamıştım. Minik yıldıza baktım. Yine o boş boş bakan ifadeyi takınmıştı. Benden cevap beklediği her halinden belli oluyordu. ve bu, beni güvenilir bulduğu anlamına mı geliyordu? (Şey… bu benim pek karşılaşmadığım bir şeydir).

     Sonra neşeli bir ses, “hey, burada ne yapıyorsunuz. Arse?” konuşan kişi, yüzünü benim yüzümle hizalandırdı. “Neden öyle bakıyorsun.”

    

                                                                                                       ARHEZ AMTAF

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yanıma Gel Çekirge

Diğer Herkesin Yaptığı Gibi

Komşunun Hikayesini Komşularına Anlatan Komşular